| Hz. Aliyyül Mürteda |
|
|
|
| Dört Halife Dönemi | |||
| İslam Güneşi tarafından yazıldı. | |||
|
Hz. Aliyyül Mürteda
Buğday benizli, uzun gerdanlı, güler yüzlü, iri ve siyah gözlü, geniş göğüslü, iri yapılı idi. Sakalı sık olup savaşta uzatırdı ve omuzlarına kadar yayılırdı. Son zamanlarda saçı ve sakalı pamuk gibi beyaz olmuştu. Evliyanın büyüğü, Vilayet yolunun reisidir. Her tarikatta herkese evliyalığın feyzleri ve marifetleri Hz. Ali’den gelmektedir. Hicretten 23 yıl önce Mekke’de doğdu. On yaşında iken iman etti. Bütün gazalarda kahramanlıklar gösterdi. Yalnız Uhud’da on altı yerinden yaralanmıştı. Tebük gazasında, Medine’de muhafız olarak bırakılmıştı. Hicri 35 yılında halife oldu. Bundan beş yıl sonra Ramazan-ı şerif ayı 17. Cuma günü sabah namazına giderken İbni Mülcem isminde bir harici tarafından kılıçla alnına vurularak şehid edildi. Kufe’de yani Necef denilen yerde medfundur.
Resulullah efendimiz, Hz. Ali’nin İbni Mülcemin kılıcı ile şehid olacağını bildirmişti. Hz. Ali, İbni Mülcemi gördükçe; mübarek başını gösterip, Bunu ne zaman kana bulayacaksın buyururdu. İbni Mülcem de, (Ya Ali, bu kötü işi, Peygamberimiz bildirmiştir. Sen beni öldür de, kıyamete kadar lanete maruz kalmayayım) derdi. Hz. Ali de, Öldürmeden önce ceza olamaz buyururdu. Hz. Ali’nin kızı ve aynı zamanda Hz. Ömer’in hanımı olan Ümmi Gülsüm, hadiseyi duyunca Babam da, kocam Ömer gibi sabah namazında suikasde uğradı dedi. Hz. Ali, ölmek üzere iken Yeminle söylüyorum ki umduğuma kavuştum buyurdu. Kelime-i şehadet getirerek vefat etti. Vefatına yakın da şöyle buyurmuştu: Hz. Ali, Medine'ye hicretle şereflenen, Allahü teâlânın övdüğü muhacirlerden ve ilk iman edenlerdendir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki Hz. Ali, Peygamber efendimize damat olmakla şereflendi. Resulullah ile akraba olmak şerefi çok büyüktür. İmanlı olan her akrabası muhakkak Cennetliktir. Çünkü hadis-i şerifte buyuruluyor ki: Ağaç altında söz verenlerden idi. Allahü teâlâ, ağaç altında sözleşme yapılan Eshabdan da razı olduğunu bildirdi. Âyet-i kerimede mealen buyuruluyor ki: Bedir savaşına katılanlardandır. Bedir ehlinin şânı için hadis-i şerifte buyuruldu ki: Hz. Ali ve Hz. Fatıma ve çocuklarının herkes üzerinde hakları vardır. İnsanların en şereflileri onlardır. Onlara tazim, dinimizin emridir. (Ali’yi ancak mümin olan sever ve ona ancak münafık olan buğzeder.) [Nesai] (Ali’ye düşman olanın düşmanı Allah’tır.) [Ramuz] (Ali’yi seven, beni sevmiştir. Ona düşmanlık, bana düşmanlıktır. Onu inciten beni incitmiştir. Beni inciten de elbette Allahü teâlâyı incitmiş olur.) [Taberani] (Ben kimin mevlası [efendisi] isem, Ali de onun mevlasıdır!) [Nesai] (İmanın alametleri vardır. Birinci alameti Ali’yi sevmektir.) [M.Ç.Güzin] (Ali’yi sevmek, iman, ona düşmanlık, nifak alametidir.) [Kurret-ül-ayneyn] (Ya Ali, Fatıma bana senden daha sevgilidir. Sen bana, ondan daha kıymetlisin.) [E. Kiram] (Her şeyin bir kanadı vardır, bu ümmetin kolu kanadı da Ebu Bekir ve Ömer’dir. Her şeyin bir kalkanı vardır, bu ümmetin kalkanı da Ali’dir.) [Hatib] (Başınıza Ebu Bekir gelince, onu zahid ve ahirete ragıb bulursunuz. Başınıza Ömer gelince, onu kuvvetli, emin ve Allah yolunda kimseden çekinmez görürsünüz. Başınıza Ali gelince, hadi ve mühdi olur. Sizi doğru yola götürür bulursunuz.) [Hakim, İ.Ahmed] (Ümmetimin en merhametlisi Ebu Bekir, dinde en sağlam olanı Ömer, en hayalısı Osman, en iyi hüküm vereni ise Ali’dir.) [İbni Asakir, Ebu Ya’la] (Ensara, Ehli beyte, Ebu Bekir ve Ömer’e ancak münafık buğzeder.) [İ.Asakir] (Ya Ali, müşrik olan bazı kimseler sana aşırı bağlılık gösterecek, sende olmayan şeyleri, sana söyleyecekler ve Ebu Bekir ile Ömer’i kötüleyecekler. Allah onlara lanet etsin.) [Dare Kutni] (Ya Ali! Sen İsa gibisin! Yahudiler, Ona düşman oldu. Mübarek annesi Meryem’e iftira etti. Hıristiyanlar da, Onu aşırı yükselttiler. Ona yakışan dereceden daha yukarı çıkardılar.) [İ. Ahmed] Hz. Ali’nin menkıbeleri Sevgili Peygamberimiz Allahü teâlânın emriyle Mekke’den Medine’ye hicret ederken Hz. Ali’ye kendi yatağında yatmasını, bıraktığı emanetleri sahiplerine vermesini söyleyerek buyurdu ki: Hicret gecesi müşrikler, Resulullahın evinin etrafını sarmışlardı. Peygamber efendimiz, evden çıktı. Yasin-i şerif suresinin başından on âyet-i kerimeyi okudu ve bir avuç toprak alıp kâfirlerin başına saçtı. Sıhhat ve selametle aralarından geçip, Hz. Ebu Bekir’in evine ulaştı. Müşriklerden hiçbiri onu görememişti. Müşrikler, ellerini başlarına götürdüler. Hakikaten, başlarında toprak buldular. Derhal kapıya hücum edip içeri girdiler. Hz. Ali’yi, Resul aleyhisselamın yatağında görünce, Resul-i ekremin nerede olduğunu sordular. Hz. Ali cevap verdi: Bunun üzerine Hz. Ali’yi tartakladılar. Kâbe’nin yanında bir müddet hapsettikten sonra bıraktılar. Hz. Ali, Resulullahın Kâbe-i şerifte devamlı bulundukları makama oturdu. Resul-i ekremde kimin nesi var ise, gelsin alsın diye nida ettirdi. Herkes gelip, nişanını söyleyerek emanetini aldı. Allah’ın aslanı Hz. Ali, Kureyş kâfirlerinin toplandıkları yere giderek dedi ki: Bu yolculuğun sonunda, Peygamberimizin huzuruna gidemeyecek bir hâle geldi. Resul-i ekrem efendimiz bunu haber alınca, bizzat kendisi teşrif etti. Hz. Ali’yi görünce hâline acıdı, onu kucakladı, mübarek elleriyle narin, nazik ayaklarını okşadı, kendisine afiyeti için dua buyurdu. Bunun üzerine Bekara suresinin, (İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allah’ın rızası için nefsini feda eder) mealindeki 207. âyet-i kerimesi nazil oldu. *** Hz. Ali, Hendek savaşında müşriklerin en azılıları ile savaştı. Savaşın iyice şiddetlendiği 22. gün, Amr bin Abdud adlı müşriklerin en azılılarından biri, Hendek kenarlarına gelip meydana er istedi. Amr çok kuvvetli olup, ömründe hiçbir cenkten yenilerek dönmemişti. Yalnız Bedir cenginde yaralanıp düşmüştü. Yarası iyi olmuş, tekrar cenge gelmesiyle müşrikler kuvvet bulmuştu. Müslümanlardan kimse Amr’ın davetine cevap vermedi. Çünkü Resulullahtan emir bekliyorlardı. Amr’ın meydan okuması yedi kere devam etti. Yedincide Resulullah efendimiz, Hz. Ali’yi çağırıp huzuruna oturttu ve (Ya Ali, benim atıma bin, kılıcımı al, Amr bin Abdud’un önüne yiğitçe, cesaretle var! Onun heybetinden, uzun boyundan endişe etme! Ben, Hak teâlâdan sana yardım etmesi için, senin elinle Müslümanların, bunun şerrinden kurtulmaları için dua ediyorum) buyurdu. Hz. Ali kılıcını kuşanıp atına bindi. Avını gözetleyerek giden bir aslan gibi, Amr’ın önüne varıp dedi ki: Hz. Ali’nin bu sözü üzerine Amr, atından inip Hz. Ali’ye doğru yürüdü. Hz. Ali de atından indi. Birbirlerine hamle ettiler. Hz. Ali bir fırsatını bulup, Amr’ın uyluğunu, bir kılıç darbesiyle kopardı. Artık işi bitti, diyerek geriye dönmüş gelirken, Amr, kendi kopmuş bacağını Hz. Ali’ye öyle bir fırlattı ki, eğer değseydi o devin ayak parçası ile helak olabilirdi. Hz. Ali de hemen geri dönüp Amr’ı öldürdü. *** Peygamber efendimiz, Muhacirlerle Ensarı birbirleriyle kardeş yapmıştı. Hz. Ali gözleri yaşlı, (Ya Resulallah, Eshab-ı kiramı birbirleriyle kardeş yaptın. Beni kimseyle kardeş yapmadın) dedi. Resulullah efendimiz buyurdu ki: *** Peygamber efendimiz, Hz. Ali’yi aile efradına vekil bırakarak, Tebük seferine çıktı. Münafıklar, (Resulullah, Ali’den hoşlanmadığı için sefere götürmedi) dediler. Hz. Ali hemen silahlanıp yola çıktı. Resulullaha vasıl olup söylenilenleri anlattı. Peygamber efendimiz onların yalan söylediklerini, onu Medine’de bıraktıklarına halife yaptığını bildirip buyurdu ki: *** Hz. Ali, Hayber kalesinin fethinde, kalenin kapısını koparıp, kalkan olarak kullanmıştır. Bu savaşta Hz. Ali'nin gözleri ağrıyordu. Resulullah efendimiz onu çağırtarak gözlerine üfledi ve şifa bulması için Allahü teâlâya dua etti. Hz. Ali'nin gözlerinde bir ağrı sızı kalmadı. Bu savaşta, yahudilerin meşhur pehlivanı Merhab, (Hayber halkı iyi bilir ki, ben, gelip çatan harplerin tutuştuğu, kızıştığı zamanlarda, tepeden tırnağa kadar silahlanmış, cesaret ve kahramanlığı denenmiş Merhab'ımdır. Ben, kükreyerek geldikleri zaman aslanları bile kâh mızrakla, kâh kılıçla vurup yere sermişimdir) diyerek Müslümanlardan er istedi. Bunun üzerine Hz. Ali, (Ben oyum ki, anam bana Haydar [Aslan] adını takmıştır! Ben, ormanların heybetli görünüşlü aslanı gibiyimdir. Sizi, geniş ölçüde ve çarçabuk tepeleyici bir er kişiyimdir) diye şiir söyleyerek Merhab'ın karşısına dikildi. Bu şiir Merhab'a o gece gördüğü rüyayı hatırlattı. Rüyasında kendisini bir aslanın parçaladığını görmüştü. Hz. Ali, Merhab'la karşı karşıya geldiğinde, Merhab'ın tepesine öyle bir kılıç indirdi ki, kılıç, Merhab'ın siperlendiği kalkanını ve demirden miğferini kesti. Başını, ikiye ayırdı. Merhab'ın başına inen kılıcın çıkardığı ses o kadar fazla idi ki, Hayber karargahında bulunan Ümmi Seleme, (Merhab'ın dişlerine kadar inen kılıcın sesini ben de işittim) dedi. Hz. Ali, o gün yahudilerin en namlı kişilerinden sekizini öldürdü. Hayber gazasından dönen Hz. Ali'ye Peygamber efendimiz: (Ya Ali, eğer halk, İsa'ya söylediklerini söylemeyecek olsalardı, senin hakkında çok sözler söylerdim. O zaman herkes, bereketlenmek için, ayağının tozunu alır, abdest suyunu şifa için hastalarına verirlerdi. Seni şehid ederler. Ahirette havzımın üzerinde halifemsin. Cennete en önce sen girersin. Seni sevenler nurdan minberler üzerinde olur) buyurunca, Hz. Ali şükür secdesi yaptı. Peygamber efendimiz (Fakirlikle öğünürüm) buyurunca, Hz. Ali, dünya malına hiç kıymet vermedi. Eline bin altın geçse, ertesi güne bırakmazdı. Hepsini fakirlere dağıtırdı. Resul-i ekrem bu yüzden Hz. Ali’ye Sultan-ül Eshiya, yani cömertler sultanı buyurdu. Hz. Ali, Haydar [aslan], Kerrar [düşmana defalarca hamle eden], Ebüttürab [toprak babası], Esedullah [Allah’ın aslanı] gibi çeşitli isimlerle anılmıştır. Hz. Ali, yanına oturan fakir bedeviye Bir isteğin mi var? buyurdu. Bedevi utancından diliyle bir şey söylemeyip işaretle bildirdi. Hz. Ali, yanında bulunan iki giyeceğin ikisini de bedeviye verdi. Bedevi sevinerek güzel bir beyit okudu. Beyit Hz. Ali’nin çok hoşuna gitti. Çocukları için ayırdığı üç altının hepsini bedeviye verdi. Bedevi, Ey müminlerin emiri, beni kendi ailemin en büyük zengini ettin dedi. Hz. Ali de, şu hadis-i şerifi nakletti: *** Hz. Ali, hayvanlarını kuyudan su çekerek sulayan bir bedevi ile anlaştı. Kuyudan çekeceği her kova su için, bedeviden bir avuç hurma alacaktı. Hz. Ali su çekmeye başladı. Son kovayı çekerken, kovanın ipi kopup, kova, derin kuyunun içine düştü. Bedevi, kızgınlıkla Hz. Ali’nin mübarek yüzüne bir tokat vurup ücreti olan hurmayı da verdi. Hz. Ali mübarek elini uzatıp kovayı kuyudan çıkardı. Bedeviye verip oradan uzaklaştı. Bedevi, Hz. Ali’nin derin kuyudan kovayı çıkarmasına hayret edip, kendi kendine, eğer onun dini hak olmasaydı, bu derin kuyudan kovayı çıkaramazdı. Küstahlık yapan el bana lazım değil diyerek elini kesip Hz. Ali’nin evine gitti. Hz. Ali kapıyı açıp diğer elinde kesik elini tutan bedeviyi görünce, içeride bulunan Resulullaha haber verdi. Peygamber efendimiz, bedeviye, niçin böyle hata ettiğini sordu. Bedevi, ağlayarak yaptığı küstahlıktan özür dileyip imana geldi. Resulullah, kesik eli yerine koyup dua buyurdu. Hak teâlânın izni ile eli sapasağlam oldu. Bir gün Hz. Ali, Hz. Fatıma’ya, Ya Fatıma, yiyecek bir nesne var mı çok acıktım dedi. Hz. Fatıma, şu anda hiçbir şey yok. Lakin mendil ucunda bağlı, altı akçe var. Onları al, pazardan bir şeyler getir. Hem Hasan ve Hüseyin meyve istemişlerdi, onlar için de bir miktar meyve alırsın dedi. Hz. Ali o altı akçeyi alıp, pazara gitti. Yolda giderken, bir Müslümanın eteğine yapışmış birisini gördü, artık seni bırakmam, ya hakkımı ver ya da gel mahkemeye gidelim diyordu. O dertli adam ise, bir kaç gün daha bana mühlet ver diye yalvarıyordu. O da, hayır, benim de sıkıntım var diyordu. Hz. Ali bunların çekişmelerini görünce, yanlarına varıp, davanız kaç akçedir dedi. Altı akçedir dediler. Hz. Ali bir zaman Fatıma’ya ne cevap vereyim diye tefekküre vardı. Bir miktar zaman üzüldü. Sonra, Fatıma Resulullahın kızıdır, buna bir şey demez, o da memnun olur dedi. Eli boş eve gelip, kapıyı çaldı. Hasan ve Hüseyin babalarının meyve getirdiklerini zan edip koşarak geldiler. Bir şey getirmediğini görünce ağlamaya başladılar. Hz. Ali Hz. Fatıma’ya, o altı akçe ile bir müslümanı hapisten kurtardım deyip olayı anlattı. Hz. Fatıma, ne güzel yapmışsın ya Ali, elhamdülillah bir müslümanı sıkıntıdan kurtarmışsın, Allahü teâlâ bize kâfidir, dedi. Hz. Ali, iki şehzadenin ağladıklarını görünce; mübarek gönüllerine üzüntü gelip, bu elem ile dışarı çıktı. Resulullahın huzuruna varıp, cemali şerifini müşahede ederek, bu gamdan kurtulayım niyeti ile gitti. Zira bir kimsenin yüzbin gamı olsa, Resulullahın mübarek cemaline nazar eylese [baksa], bütün gamı ve gussası gittikten başka, kalbine birçok sürurlar ve safalar hasıl olurdu. Biraz gittikten sonra, yolda elinde bir besili deve tutan bir kişiye rast geldi. Hz. Ali’ye dedi ki, ey yiğit, bu deveyi satarım, alır mısın? Hz. Ali, hazır akçem yoktur dedi. O şahıs, sana veresiye veririm dedi. Hz. Ali, ne kadara verirsin diye sordu. Yüz akçeye veririm dedi. Hz. Ali, kabul, alırım deyince o şahıs da razı olup, öyle olsun dedi. Deveyi Hz. Ali’ye teslim etti. Hz. Ali, devenin yularından tutup biraz gittikten sonra bir başka şahsa daha rast geldi. O şahıs, ya Ali ne güzel deveymiş bu, bana satar mısın dedi. Hz. Ali, evet satarım dedi. O şahıs, daha fazla eder ama üçyüz akçeye bana verir misin diye sordu. Veririm dedi. O şahıs çıkarıp üçyüz akçeyi verdi Hz. Ali de deveyi teslim etti. Hz. Ali doğru pazara gitti. Yiyecekler ve meyveler alıp eve geldi. Kapıyı açıp içeri girdiğinde şehzadeler sevinip meyveleri alıp yemeye başladılar. Hz. Fatıma, ya Ali bu akçeyi nereden aldın diye sordu. Hz. Ali meydana gelen hadiseyi anlattı. Ondan sonra yemeği yiyip, Allahü teâlâya hamd ettiler. Hz. Ali, şimdi ben, Resulullahın meclisine gideyim dedi ve kalkıp dışarı çıktı. Az gitmişti ki, karşıdan Resulullah efendimiz göründü. Hz. Ali’ye tebessüm ederek buyurdu ki, (Ya Ali, deveyi kimden satın aldın kime sattın bilir misin?) Hz. Ali, Allah ve Resulü bilir dedi. Resulullah, (Ya Ali, sana deveyi satan Cebrail aleyhisselam, satın alan da İsrafil aleyhisselam idi. O deve Cennet develerinden idi. Ya Ali, sen o müslümanın sıkıntısını giderdiğin için, Allahü teâlâ razı oldu ve senin sıkıntını gidermek için bunu ihsan etti. Ahirette vereceğinin, ihsan edeceğinin hesabını ise Ondan gayri kimse bilmez) buyurdu. *** Ammar bin Yaser hazretleri dedi ki, Resulullah buyurdu ki: *** Hz. Ali namaza durunca dünya yıkılsa haberi olmazdı. Bir harpte Hz. Ali’nin mübarek ayağına bir ok saplanmıştı. Oku çıkaramadılar. Doktor geldi. Bayıltıcı ilaç vermeli ki, ancak o zaman ok çıkarılır. Yoksa, bunun ağrısına tahammül edilemez dedi. Hz. Ali, Bayıltıcı ilaca lüzum yok, ben namaza durunca çıkarın buyurdu. Hz. Ali namaza başladı. Doktor da Hz. Ali’nin mübarek ayağını yarıp oku çıkardı. Yarayı sardı. Hz. Ali, namazını bitirince Oku çıkardınız mı? buyurdu. Doktor, Evet çıkardım dedi. Hz. Ali, Hiç farkına varmadım buyurdu. Bunda şaşılacak bir şey yoktur. Nitekim, Hz. Yusuf’un güzelliği karşısında da Mısır kadınları hayran olup, kendilerini öyle unutmuşlardı ki, ellerini kestiklerinden haberleri olmamıştı. Müminler de vefat anında Resulullah efendimizin güzel yüzünü görüp ölüm acısını duymazlar. *** Kays bin Haris anlatır: *** Amr bin el Cumi rivayet eder: *** Hz. Ali buyurdu ki: Hz. Ali’ye dediler ki: Abdullah bin Sebe seni Ebu Bekir, Ömer ve Osman üzerine tafdil eder [üstün tutar]. Hz. Ali yemin ederek, vallahi onu öldürürüm buyurdu. Ya emir-el müminin! Sana muhabbet edeni öldürür müsün dediler. Elbette, benim olduğum şehirde olmasın buyurdu. Hz. Ali buyurdu ki: *** Bir gün birisi gelip kinayeli bir şekilde Hz. Ali’ye, Ebu Bekir ve Ömer’in zamanında, birlik vardı, huzur vardı, hilafetleri çekişme, kavga, fitne ve ihtilaflı değildi. Senin ve Osman’ın hilafetlerinin zamanları sıkıntı ve değişiklik ve fitneden hâli olmadı. Sebebi nedir diye sordu. Hz. Ali buyurdu ki: *** Said bin Cübeyr, Abdullah bin Abbas hazretlerinin elini tutup, gidiyordu. Zemzem kuyusuna geldiler. Orada bazıları oturmuş, Hz. Ali’yi kötülüyorlardı. Bunu işitince, İbni Abbas hazretleri buyurdu ki, dönün, beni onların yanına götürün. Onlardan yana dönüp yanlarına geldiler. İbni Abbas hazretleri, Allah ve Resulüne yaramaz sözler söyleyen kimdir diye sordu. Bizim aramızda hiç kimse Allah’a ve Resulüne yaramaz söz söylemez dediler. Ali bin Ebi Talibe yaramaz söyleyen, onu kötüleyen var mı diye sordu. Evet var dediler. Bunun üzerine İbni Abbas hazretleri dedi ki: İyi dinleyin, Allah’a yemin ederim ki Resulullahtan bizzat işittim, buyurdu ki: *** Mekke feth edildiği zaman bütün putlar parçalandılar. Ancak, Beyti şerifin içinde büyük bir put var idi ki, taştan yapılmıştı, o kaldı. O putu zincirler ve çiviler ile tavana ve duvara bağlamışlar idi. Sonra, emri şerifleri ile Resulullahın mübarek omzuna basıp, o putu bütün zincirleri, çivileri ve bentleri ile o yerden ayırıp, attı. *** Bir gün sabah namazı vaktinde, Hz. Ali mescide giderken, yolda bir ihtiyara rast geldi. İhtiyarın ak sakalına hürmet edip, önüne geçmeyip, yavaş yavaş ardınca giderdi. Mescid kapısına vardığında ihtiyar içeri girmeyip, yoluna devam edip gitti. Ancak o zaman, Hz. Ali onun müslüman olmadığını anladı. Mescidde Resulullahı rükuda buldu. Güneşin doğma zamanı yaklaşmış idi. Cemaate uyup, namazı kıldılar. Namazdan sonra, eshab-ı güzin, Ya Resulallah, birinci rükuda âdet-i şerifinizden fazla durdunuz. O kadar ki, güneşin doğması yaklaştı. Sebebi ne idi diye sordular. Resulullah, (Semi allahü limen hamideh deyip, kıyama kalkmak istediğimde, Cebrail başımı tutup, kalkmama engel oldu. Hikmetinin ne olduğunu bilmiyorum) buyurdu. Allahü teâlâ Cebrail aleyhisselama, (Habibime sebebini bildir, eshabına açıklasın) buyurdu. Bunun üzerine Cebrail aleyhisselam dedi ki: ya Resulallah, mübarek başınızı rükudan kaldırmak istediğiniz zaman, Allahü teâlâ bana, (Habibimin arkasını tut; rükudan kalkmasın ki, Ali, yolda bir ak sakallı ihtiyara hürmet edip, yavaş yürümekle, cemaat sevabından mahrum kalıyor. Kalmasın, Habibime yetişsin) diye emretti. Ben de gelip emredileni yaptım, Ali de yetişmiş oldu. Hikmeti budur. *** Hz. Ali’nin hikmetli sözleri çoktur. Bunlardan bazıları şunlardır: - Müslümanlar, ahirete inanıyor. Kitapsız kâfirler, inkâr ediyor. Tekrar dirilmek olmasaydı, inanmayanlar bir şey kazanmaz, müslümanlar da, zarar etmezdi. Fakat, herkes dirilince, kâfirler sonsuz azap çekeceklerdir. - İnsan bilmediğinin düşmanıdır. - Cahil, bilmediğini sormaktan utanmasın. Âlim, içinden çıkamıyacağı bir meselede en iyisini Allahü teâlâ bilir demekten sakınmasın. - Dostların kötüsü, senin için külfete giren, seni özür dilemeye mecbur bırakandır. - Bedende baş ne ise, imanda da sabır aynıdır. Başsız beden, sabırsız iman da olmaz. - Ahmak ile arkadaşlık etme! Ondan kendini koru! Nice ahmaklar var ki, arkadaş oldukları akıllı kimseleri helak ederler. Kişi arkadaşı ile ölçülür. Kalbler buluştuğu zaman birinin diğerine tesiri vardır. - Kendilerinden haya edilen kimselerle arkadaşlık etmek suretiyle amellerinizi güzelleştiriniz! - Mürüvvet, iffetli olmak, nefse hakim olmak, darlıkta ve genişlikte bol bol ihsanda bulunmaktır. - Halkın bir kısmı, beni çok sevip Eshab-ı kirama buğzeder. Ben bunları sevmem. Bir kısmı da bana buğzedip, Sahabenin bir kısmını sever. Bunlar da Cehennemliktir. - Amellerin en zoru üçtür; nefsin hakkını verebilmek, her halde Allahü teâlâyı hatırlayabilmek, din kardeşine bol bol ikramda bulunabilmektir. - Takva, hataya devamı bırakmak, aldanmamaktır. - Affetmek fazilettir. Kararlı olmak metadır, sahip olunan maldır. Kararsız olmak ise zayi olmaktır. Yalancılık hıyanettir. İnsaf rahatlık, şer küstahlıktır. Güler yüzlülük ihsandandır. Doğruluk kurtarır, yalan felakete sürükler. Kanaat insanı zengin yapar, yerinde kullanılmayan zenginlik azdırır. Dünya aldatır, şehvet kandırır. Haset yıpratır, nefret çökertir. - Amellerin en faziletlisi, iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmek ve günah işleyeni sevmemektir. Kim ki iyiliği emrederse, müminin sırtını muhkemleştirmiş, sağlamlaştırmış olur. Kim de kötülüğü men eder ve ondan vaz geçirirse, münafığın burnunu yere sürtmüş olur. - Akıllı kimse, günahlarını tevbe ile örtendir. Cömert, kötülük yapana iyilikle karşılık verendir. Hz. Ali bir müfreze gönderdiği vakit başına tayin ettiği kimseye şöyle derdi: 2- Herkese adil davranın. 3- Taraf tutmayın, bazı insanları kayırmayın. Bu tür davranışlar sizi zulme ve despotluğa çeker. 4- Memurlarınızı seçerken zalim yöneticilere hizmet etmemiş, devlete karşı suçlardan, mazlumlara karşı zulümlerden sorumlu olmamış bulunmalarına dikkat edin. 5- Doğru, dürüst ve nazik kişileri seçin ve çıkar ummayanları tercih edin. 6- Haksız kazanç ve ahlaksızlıklara düşmemeleri için memurlarınıza yeterince maaş ödeyin. 7- Memurları devamlı kontrol edin, bunun için güvendiğiniz samimi kişilerin istişaresine açık olun. 8- Halkın güvenini kazanın ve onların iyiliğini istediğinize kendilerini inandırın, yaptığınızla kişiyi minnet altında bırakmayın. 9- Hiçbir zaman vaadinizden dönmeyin. Yapmaya güç yetiremeyeceğiniz işleri de vaat etmeyin. 10- Öfkenizi yenin. Öfkeli iken ceza vermekten sakının. Kızgınlığınız yatışsın ki müspet kararlar verebilesiniz.
|