| Hz. Ömer-ül Faruk |
|
|
|
| Dört Halife Dönemi | |||
| İslam Güneşi tarafından yazıldı. | |||
|
Hz. Ömer-ül Faruk
Hicretten kırk sene önce doğdu. Kureyşin büyüklerinden idi. Çok güzel konuşurdu. Önce Resulullaha düşman idi. Resulullah efendimizin duası bereketi ile Müslüman olmakla şereflendi. Resulullahı öldürmek için giderken okunan Kur’an-ı kerimin fesahatı, belagatı, manalarının yüksekliği ve üstünlüğü karşısında hayran kalınca, Hz.Habbab, “Müjde ya Ömer! Resulullah, Allahü teâlâya dua ederek, (Ya Rabbi! Bu dini, Ebu Cehil ile yahut Ömer ile kuvvetlendir) buyurdu. İşte bu devlet, bu saadet sana nasip oldu” dedi. O da hemen Resulullahın huzuruna giderek iman etti. Müslüman olunca, Resulullaha, (Sana ve sana uyan müminlere Allah yeter) âyeti indi. (Enfal 64)
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki: (Ömer’i müslüman olduktan sonra gören şeytan, yüzüstü yıkıldı.) [Taberani, İ. Asakir, Dare Kutni] İbni Mesud buyurdu ki: Ömer kalbden vuruldu Sözü sözdü, gerçekti Cesurdu, gözü pekti Çarpılıverdi bir an Küfrüne oldu pişman Hz. Ömer, İslam dini uğruna malını, canını, her şeyini ortaya koydu. Herkes gizlice hicret ederken o, hiç çekinmeden kahramanca ortaya çıkıp, (Anasını ağlatmak, karısını dul bırakmak isteyen varsa gelsin) diyerek düşmanlara meydan okudu. (Mirat-ı kâinat) Bütün gazalarda bulundu. Uhud’da Resulullahın yanından ayrılmadı. Resulullahın vefatından sonra karışıklık çıkmasını önledi. Halifeye, her işinde yardım etti. Hz. Ebu Bekir, vefat edeceği zaman eshab-ı kirama, Size halife olarak Ömer’i seçtim. Yarın ahirette Allahü teâlâya, "İnsanların en hayırlısını onların başına halife tayin ettim" derim dedikten sonra, Hz. Ömer’i halife tayin etti. Onüçüncü yılda halife oldu. Emir-ül-müminin ismini aldı. Az zamanda o kadar çok yer aldı ki, tarihçileri şaşırttı. Kudüs’e gidip, adaleti ile Rumları hayran bıraktı. Kadsiye zaferini kazanarak, orduları Azak denizine kadar ilerledi. Tunus’a kadar fetholundu. Dörtbinden ziyade cami, mescid yapıldı. Hz. Muaviye’yi Şam valisi yaptı. Kendi de Şam’a geldi. Her sene hac yaptı. On buçuk sene ve yedi gün, dünyada hiç görülmemiş bir adalet ile halifelik yaptı. 23. yıl zilhiccesinde, bir sabah namazına giderken, Mugire-tebni Şu’be hazretlerinin kölesi Ebu Lü’lü Firuz tarafından bıçakla karnına vurularak yirmidört saat sonra, 63 yaşında şehid oldu. Hücre-i saadete defnedildi. Çok âdil, abid, çok merhametli, aşağı gönüllü, fakirlikle yaşar bir zat idi. Kudüs’e giderken deveye, kölesi ile nöbetleşe biniyordu. Şehre girerken deveye binme sırası kölesine geldiği için devenin önünde yürüyordu. Kuvveti, adli, askerleri, üç kıtayı titreten İslam halifesini görmeye gelenleri hayrette bırakmıştı. O derece âdil idi ki, kendi oğlu günah işleyince Allahü teâlânın emri kadar sopa vurulmasını emretti. Eshab-ı kiram yalvardıkları halde, bir değnek eksik vurulmasına razı olmadı ve oğlu bu yüzden öldü. Çok acıdı ve üzüldüğünü bildirdi ise de, pişman olmadı ve (Allahü teâlânın hakkında hatır olmaz. Ahirette çekmekten, dünyada cezasını bulmak iyidir) buyurdu. Ölünceye kadar, bütün âlem-i İslam, Resulullah zamanındaki huzur, safa ve rahatlık içinde yaşadı. Çeşitli hadis-i şeriflerle meth olundu. (Benden sonra Peygamber gelseydi, Ömer Peygamber olurdu) hadis-i şerifi, yüksekliğini anlatmaya yetişir. Faziletini, kıymetini bildirmek için, din âlimleri ve dinsizler tarafından ciltlerle kitap yazıldı. Eshab-ı kirama derecelerine göre saygı gösterirdi. Bedir gazasında bulunanlara daha çok kıymet verirdi. Haşimileri, hepsinden üstün tutardı. Hz. Ali’yi hepsinden yüksek bulundurur, işlerinde ona danışırdı. Hz. Ömer’i metheden hadis-i şeriflerin çoğunu Hz. Ali bildirmiştir. (Eshab-ı kiram, Mesabih, M.Ç.Güzin) Bir gün Resulullah efendimiz buyurdu ki: Abdullah ibni Ömer dedi ki: Daima görüşü [ictihadı] isabet ederdi. Bir gün, bir münafık ile bir yahudi, bir hususta anlaşamadı. Yahudi davayı halletmek için, Resulullaha gelmek istedi. O kişi de yahudilerin reisine gitmek istedi. Sonunda, Resulullaha geldiler. Yahudi o davada haklıydı, onun lehine hüküm verildi. Çıkınca, o kişi bu hükme razı olmayıp, (bir de Ömer’e gidelim) dedi. Hz. Ömer Yahudilere düşman olduğu için davayı kendisinin kazanacağını sanıyordu. Hz.Ömer’e davayı halletmesi için geldiler. Yahudi, davayı anlattı. Hz. Ömer onun münafık olduğunu anlayıp, (Olay bu yahudinin anlattığı gibi midir?) Diye sordu. O kişi, evet, öyledir. Ama ben o hükme razı olmadım, sen hüküm veresin, dedi. Hz. Ömer; (Siz az bekleyin) buyurdu. Hemen içeriden kılıcını getirip münafığın boynunu vurdu, (Resulullahın hükmüne razı olmayanın hükmü budur) buyurdu. Bunun üzerine, Resulullah efendimiz, (Hak ile bâtılı ayırt edici Ömer’dir) buyurup, hak ile bâtılı ayıran anlamında Faruk lakabını verdi ve Ömer-ül-Faruk denildi. (M.Ç.Güzin) Makam-ı İbrahim için, kadınların örtünmesi için ve Bedir gazasında alınan esirler için, içkinin haram edilmesi için Allahü teâlâ, Hz. Ömer’in sözüne uygun âyet-i kerime gönderdi. Bedir’de alınan esirlere yapılacak muamele hakkında, Sahabe-i kiramın reyleri [ictihadları] farklı olmuştu. Ömer-ül Faruk ve Sad ibni Muaz esirleri öldürelim dedi. Diğer sahabiler ise, para karşılığı bırakalım, demişlerdi. Server-i âlem de, bu reyi kabul buyurup salıverdiler. Sonra, şu âyet-i kerime gelerek birinci reyin doğru olduğu bildirildi: Hz.Ömer buyurdu ki: (Vallahi Allahü teâlâ bana üç şeyde de muvafakat etti: 2– Dedim ki, ya Resulallah! Sizin yanınıza biz de geliyoruz, müşrikler de geliyor. Ne olurdu müminlerin anneleri tesettüre girseydi. Hemen Allahü teâlâ hicab âyetini gönderdi. 3– Resulullahın bazı hanımları birbirleri ile niza etmişler. Bu olayı işitince gidip, [Resulullahın hanımı ve kendi kızı olan] Hafsa’ya: “Resulullahı üzerseniz, Allahü teâlâ, Ona sizden daha iyi hatunlar verir” dedim. Hemen Allahü teâlâ; Tahrim suresinin (Eğer o sizi boşarsa, Rabbi ona, sizden daha iyi hanımlar verebilir) mealindeki 5. âyetini gönderdi. (Mealim-üt-tenzil) Hadis-i şerifte buyuruldu ki: Hz.Ömer’in tarihi konuşması İşte İslam ülkelerinin, üç kıta boyunca, hızla genişlemesine, milyonlarca insanın küfürden kurtulmalarına sebeplerden biri de Hz. Ömer’in bu ibretli konuşmasıdır. Bundan sonra, Eshab-ı kiram ölünceye kadar cihad ve gaza etmeye ahd ve ittifak etti. Halifenin gösterdiği şekilde ordular kurulup, Ehl-i İslam, yerlerini yurtlarını terk ile Arabistan’dan çıkıp, her tarafa yayıldı. Gidenlerin çoğu, geri dönmeyip, gittikleri yerlerde, ölünceye kadar cihad etti. Böylece, az vakitte çok ülke alındı. O vakit iki büyük devlet vardı. Biri Rum İmparatorluğu, diğeri İran Devleti idi. Ehl-i İslam, ikisine de galip geldi. Acem devleti, büsbütün ortadan kalktı. Ülkelerinin hepsi, müslümanların eline geçti. Ahalisi müslüman olmakla şereflendi. “Ömer Cennet ehlinin ışığıdır” Hz. Ömer, Peygamber efendimizin kayınpederi olmakla, mübarek kızı Hafsa validemiz de müminlerin annesi olmakla şereflendi. Bir âyet-i kerime meali: Resulullah ile akraba olmak şerefi çok büyüktür. İmanlı olan her akrabası muhakkak Cennetliktir. Çünkü hadis-i şerifte buyuruluyor ki: Ağaç altında söz verenlerden idi. Allahü teâlâ, ağaç altında sözleşme yapılan Eshabdan da razı olduğunu bildirdi. Âyet-i kerimede mealen buyuruluyor ki: Bedir savaşına katılanlardandır. Bedir ehlinin şânı için hadis-i şerifte buyuruldu ki: Âl-i İmran suresinin (İşlerinde onlara danış) mealindeki 159. âyeti, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer ile müşavere etmek için geldi. Hz. Ömer’in faziletini bildiren hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir: (Ömer Müslüman olduktan sonra, şeytan her görüşte mutlaka yüz üstü düşmüştür.) [Taberani] (Gökte hiç bir melek yoktur ki Ömer’i sevip hürmet etmesin. Yer yüzünde de hiç bir şeytan yok ki ondan kaçmasın.) [İbni Asakir, İbni Adiy, İbni Cevzi] (Şeytan senden korkuyor, ya Ömer.) [İ. Ahmed] (Güneş, Ebu Bekir hariç, Ömer’den daha hayırlı bir kimsenin üstüne doğmadı.) [Tirmizi] (Benden sonra Peygamber gelmeyecek. Eğer gelseydi, Ömer Peygamber olurdu.) [Deylemi, Tirmizi, İ. Münavi] (Allahü teâlâ Ömer’e rahmet etsin, acı da olsa hakkı söyler.) [Tirmizi] (Allahü teâlâ kıyamet günü önce Ömer’e selam verecektir.) [Hakim] (Ömer Cennet ehlinin ışığıdır.) [E.Nuaym, İ.Asakir] (Cennete girdim. Bir köşkte bir huri [Cennet kızı] gördüm. Sen kimin içinsin dedim. Ömer ibni Hattab için yaratıldım dedi.) [Buhari ve Müslim] (Cebrail aleyhisselama, Ömer’in üstünlüklerinden sordum. Onun kıymetini, Nuh aleyhisselamın Peygamberlik zamanı kadar [ 950 yıl] anlatsam, bitiremem. Bununla beraber, Ömer’in bütün kıymetleri, Ebu Bekrin kıymetlerinden birisidir, buyurdu.) [Ebu Ya’la] (Ya Eba Bekir, meleklerden Mikail gibisin, o rahmetle iner. Enbiyadan ise İbrahim gibisin, o inkârcı kavmine, Bana uyan bendendir, isyan edene ise Allah gafur rahimdir" dedi. Ya Ömer, sen de meleklerden Cibril gibisin, o, kâfirlere şiddetle iner. Enbiyadan da Nuh gibisin, o "Ya Rabbi, yer yüzünde hiç kâfir bırakma" dedi.) [Taberani, Ebu Nuaym, İ.Asakir] Fetih suresinde, (Eshab-ı kiram kâfirlere karşı çok şiddetlidir) buyuruluyor. Hz. Ömer bunların başında gelirdi. Peygamber efendimiz cemaatle namaz kıldırırken Firavunun, “Ben sizin en büyük rabbiniz değil miyim” dediğini bildiren âyeti okuyunca Hz. Ömer, namaz esnasında, gazaba gelerek, “Ben o zaman olsa idim, boynunu vururdum” dedi. Namazdan sonra Resulullah efendimiz, (Namazda iken konuşulmaz ya Ömer, namazını iade et) buyurdu. Hz. Ömer namazı iade edeceği sırada Cebrail aleyhisselam gelip, (Allahü teâlâ Ömer’in namazını kabul etti, yeniden kılması gerekmez) dedi. (M.Ç.Güzin) Eshab-ı kiramın tamamı evliya idi. Resulullah efendimiz, Hz. Ömer’e ikram olmak için buyurdu ki: Hz. Ömer: “Bu söz benim için dünyalara bedeldi” buyurarak şöyle anlattı: Hadis âlimleri söz birliği ile bildiriyorlar ki: Resul-i ekrem, Hz. Ömer’in şehid olacağını yani Cennetlik olduğunu haber verdi. İlk üç halife ile dağa çıktıkları zaman dağ sallandı. Peygamber efendimiz buyurdu ki: İmam-ı a’zam hazretleri buyuruyor ki:
|